Bizimle iletişime geçin

Röportaj

Organize Sanayi Bölgesi’nin vazgeçilmezi; Oda Restoran

Eskişehir’de 27 yıldır faaliyet gösteren, müşterilerine sunduğu birbirinden lezzetli yemekler ile damak tadına önem veren Oda Restorant’ın işletmecisi Durmuş Calp ile Objektif Dergisi olarak bu ay keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Avatar

tarihinde

yayınlandı

Tarih ve kültürün zengin örneklerini içerisinde barındıran Eskişehir’de 1992 yılında kurulan Oda Restoran; Türk, Osmanlı ve dünya mutfağının en seçkin örneklerini “Yemek Sanattır” ilkesi ile misafirlerine sunmakta.

Eskişehir’de 27 yıldır faaliyet gösteren, müşterilerine sunduğu birbirinden lezzetli yemekler ile damak tadına önem veren Oda Restorant’ın işletmecisi Durmuş Calp ile Objektif Dergisi olarak biz de bu ay keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Durmuş bey dilerseniz okuyucularımız sizi daha yakından tanısın.  Biraz kendinizden bahseder misiniz? Mesleğinize ne zaman ve nasıl başladınız?

Bolu Gerede doğumluyum. Köydeki ilkokul eğitim ve öğrenimimden sonra Ankara’ya gittim. Ankara sitelerde dayımın lokantasında ilk iş hayatım başladı.  Hiç unutmam o  Önder Lokantası’ndaki günlerimi. Ustalar çok ezerdi beni, siteler esnaf merkezi olduğu için dayımın lokantasında her işi yapardım. Dayımın bir arkadaşı vardı devamlı gelir giderdi, yemek yer, çay içer, sohbet ederlerdi, ben de ona hizmet  etmekten çok keyif alırdım. O da beni hep onure ederdi, benimle ayrıca ilgilenirdi, adı Şeref Özdoğan’dı. Eskişehir, Mihalıççık Kayı köyündendi ve Ankara Çubuk 1 barajında Kafdağı Restoran’ın sahibiydi. Ta o zamanlarda Eskişehirliler Ankara’ya geldiğinde orda yemek yerdi, bir kaç kere yanına gittim ve ortamı çok beğendim, o da dayıma bu çocuğa yazık etme, bunda istikbal var, bana gönder derdi ve ben onun yanında işe başladım. 1984’de Antalya  Side’de bir restoran  açtı orda da çalıştım. Side o zamanlar bir balıkçı köyü idi. Sadece Cennet Otel vardı. Sonra yine bir patronla karşılaştım o da o zamanki Ankara’nın en meşhur  restoranı RV’ nin sahibiymiş. O zamanlar  RV Restoran’da çalışmak bir prestij. Derken iş hayatında tecrübe kazanmaya başladım, gastronomi  eğitimimi tamamladım, askerlik sonrası Ege ve Akdeniz bölgelerinde turizmin en hızlı olduğu dönemler çalıştım, çok iyi paralar kazandım, o zaman gazeteler yazıyordu aşçı maaşları milletvekili maaşı gibi diye.  Körfez Savaşı’ndan sonra Ankara’ya döndüm, sonrası 1991’de Eskişehir’e geldim ve buraya yerleştim. Ustalığını yaptığım restoranı işletmek bana nasip oldu. Bu arada bir kaç tane yer açtım kapattım, bunlar bana ayrıca bir tecrübe oldu, bir tanesi Sarıcakaya’da idi, 7 yıl devam etmişti. Bu arada bildiklerimi öğretmek için 10 yıl kadar çeşitli okullarda derslere girdim, sonrasında Türki Cumhuriyetlerine yöneldim.

Durmuş bey 27 senenizi verdiğiniz Oda Restoran’dan bahsedelim biraz da?

Oda Restoran1992’de faaliyete başlamış olup, sanayicilerin, iş adamlarının, bürokratların, ailelerin ve dolayısıyla her türlü kitlenin tercih ettiği Türk mutfağı ağırlıklı, dünya mutfaklarından örneklerin de sunulduğu bir işletme. İşyerimiz hafta içi sabah 09.00 akşam 22.00 saatleri arasında, hafta sonları da sabah 10.00 akşam 21.00 saatleri arasında hizmet vermektedir. Dini bayramlarda kapalıdır. İşyerimiz  sabah çorba ve kahvaltı ile hizmete başlar, öğle servisinde tencere yemekleri, çorba çeşitleri, salata ve zeytinyağlılar, pide çeşitleri, ızgara çeşitleri, spesial et ve piliç yemekleri, mevsimine göre balık çeşitleri ve bazı günlere mahsus özel yemeklerimiz vardır. Örnek verecek olursak mesela Çarşamba günleri bamya çorbası, et döner, Perşembe günleri kuzu güveç, Cuma  günleri kuzu tandır gibi özel yemeklerimiz yapılır. Ayrıca grup yemekleri, her türlü toplantı yemekleri ve etkinlikler mekanımızda yapılmaktadır. Bahçemiz de mevcuttur.

Durmuş bey, dile kolay 27 yıl… Peki işyerinizin bu kadar uzun süre ayakta kalmasını  neye borçlusunuz?

Sabır, sabır, sabır… Çinliler de bir söz vardır, başarıya ulaşmak için bir kova dolusu sermaye, bir kazan dolusu tecrübe, denizler dolusu sabır der. Bizde de bir ahi evran sözü vardır; “Küçük bağa büyük sepetle gitme, büyük bağa küçük sepetle git, doldurması kolay olur.” Bir işin özünü yani mutfağını bileceksin ve işin çıraklığını, kalfalığını ve ustalığını yapmışsan, idareciliğinde ve işletmeciliğinde başarılı olursun. Her konuda dürüst olacaksın. Bu meslek öyle ki Peygamber mesleğidir. Hep denir ya; Halil İbrahim bereketi diye, Halil İbrahim Peygamber bizim mesleğimizin piri üstadıdır. Günlük ve taze malzeme kullanacaksın, aldığın malzemenin içeriğini bileceksin. Sık personel değiştirmeyeceksin, işin başından ayrılmayacaksın, güncel gelişmelere açık olacaksın, personeli eğiteceksin ve bilgi sahibi edeceksin, kullanılan malzemeyi alımından, saklanmasına, işlenmesinden, pişirilmesine, servis edilmesinden tahsilatına  kadar süreci iyi bilecek ve takipçisi olacaksın. Tedarikçilerin ödemesini zamanında yapacaksın. Kendini müşteri yerine koyacak ve iç dünyanda bunun kurgusunu  yapacaksın. Dünyada beyaz kıyafeti doktor, denizci ve aşçı giyer, böyle olunca bu sektör demek ki insanlar için önemli, bu hizmeti layıkıyla yapmak gerek. İnsanlar iş ortamlarında zaman fakiridir, kıymetli zamanlarını çok harcamadan hizmet bekler. En hızlı hizmetin, en sağlıklı, en ekonomik ve en kaliteli şekilde sunulmasını ister. Bu beklentileri bilerek işini yapacaksın. O zaman başarı zaten kendiliğinden gelir. Bizim de felsefemiz bunlar oldu her zaman. 27 yılı geride bıraktık. İnşallah daha uzun yıllar misafirlerimize en güzel şekilde hizmet vermeye devam etmek istiyoruz.

Okumaya Devam Edin