Bizimle iletişime geçin

Kalemden Damlalar

Ömür nehrinde kulaç attığımız yolculuk

İsa Akgül

tarihinde

yayınlandı

  İki baharın ağlayan kara bulutlarından, toprağın çatlamış tenine kavuşan yağmur taneleri, vuslat bulduğunun derinliklerine yavaş yavaş yola çıkar. Sessiz ve sakince… Karanlık dünyasında, belirlenen süre ve mekanda toplanır. Kendisiyle beraber gelen hemcinslerinin de toplanma alanına gelmesini sabırla bekler. Olumsuzlukların olmaması için de yürekten dualarını mırıldanarak Yaradan’ına sunar.

   Kışın, bembeyaz libasıyla arzın yüzünü kaplayan, üzerini yorgan gibi örten kar’ın,  bekleyenlerin haline dönüşerek kendileriyle buluşmasını da bekler. Kavuşma ile ziyadeleşen rahmet damlaları, huzur ve neşeyle yolculuklarına devam ederler. Her adımda, her nefeste, yolculuk esnasında heybelerine dolduklarını ya da ikram edilenleri kontrol ederek yolda ilerleme gayretinde bulunurlar ki başarırlar da.

   Toprağın, yukarıdan aşağıya doğru ince yollarında, karşılaştıkları her noktada ayrı ayrı nimetler sunulmuştur kendilerine. Belirlenen süre dolmadan, karanlıktan ayrılıp aydınlıkla buluştuklarında muhtaç olacakları bereketli gıdalardır hediye olarak sunulanlar. O bilinçle nefeslenmekteler, o sorumlulukla çoğalmaktalar, sabırla zamanın dolmasını beklemekteler birbirleriyle muhabbet ederek.

   Nice badirelerden geçerek, elde ettikleri değerleri hiç pahasına yok etmek istememeleridir telaşlı halde bulunmalarına sebep. Kar ve yağmur damlaları birbirine karışarak oluşturdukları kapalı küçük gölcükten, gökyüzüyle her daim selamlaşabilmeyi sağlayacak, örülen ince duvarlar arasından ışık yolunu ararlar hiç usanmadan. Hatta bıkkınlık ve sabırsızlık göstermeden çabalarlar çok kıymetliye kavuşabilmek için. 

   Güneşle nefeslenmeyi, deryaya kavuşmayı, sevilen ay ile muhabbet etmeyi, bilmedikleriyle bilgilenmeyi, iç ferahlık veren sesleri duymayı, renklerin her tonuyla karşılaşmayı, renkler arasında fıtratına uygun olanlar ile renklenmeyi, kara bulutta iken de hayal ederlerdi şimdi hayal ettikleri gibi.. Kendilerine çok şey öğretilmişti ya da yüklenmişti. Renk, koku tat gibi nice şifa tiryakı yürek hazinelerine dahil edilmişti.

   Yüklenilenlerle birebir karşılaşmak, ikram edilenlerle tanışıp sohbet etmek, selamlaşıp hal hatırlarını sormak, arkadaş olmak, dost olarak aynı nefesi alabilmek ilk günden beri hep hayalleriydi. Daha beklenen vakit gelmemişti. Hiçbir sıkıntıları yoktu. Üzülmelerine sebep olan bir hal de bulunmuyordu. Karanlık dünyalarında her türlü gereksinim duyacaklarının tamamı ikram edilmişti. Aydınlıkla buluşma heyecanından başka kendilerini telaşta bırakan bir şey de görülmüyordu. Vaktin dolması gerekiyordu durgunluktan akara dönüşebilmeleri için. Tuğlalar arasından ışık huzmesinin varlığını gösterinceye kadar sabırla beklemeleri gerekiyordu ki bekliyorlardı da, hayal aleminden hiç çıkmayarak. Hasret halini her dem düş gibi yaşayacaklardı. Yürüyen dünyasındaki karanlık mekandan, doğumla, dönendeki aydınlık mekana adım atan gibi… Yaşanması gerekeni sırasıyla yaşayacaktı ki bunun bilincindeydi. An’ı sabırla bekliyorlardı zerrelerindeki sessiz dualarıyla…

   Yalçın kayanın toprakla kaynaştığı bir noktadan gülerek, heyecanla damla damla çıkar, gül olur. Gülleştikçe taşmaya, taştıkça coşmaya, coştukça da şenlenmeye, şenlendikçe de kendini bulmaya başlar. Kulaç atacağı yolun başlangıcını bulma gayretine girer. Noktaya kavuşur ve aydınlık dünyanın ilk demleriyle nefeslenir. Yeninin nelerle yüklü olduğunu bilmemesine rağmen sevinçlidir. Ağlaması kederden değil mutluluktandır. Hiç görmediği deryayla buluşma yolunun başlamış olmasıdır onu gözyaşı döktüren. Umut ağacının köklerini kendisinin besleyecek olmasıdır özgüvenini sağlayan da.

   Karanlıktaki süre dolmuştur. Aydınlıktaki ilk nefes alınmıştır. Deryaya uzun yolculuğu da başlamıştır damlaların. Tertemiz, berrak, bembeyaz, besleyici, doyurucu, harareti yok edici şifalı bir halin halinde…

   Damlalar katar oluşturmuş haliyle akar gider. Gittikçe de daha hızlanır umuda kavuşma yolunda. Uzaklık yakınlaşır gittikçe. Yakınlaştıkça uzaklaşır gibi işler zaman. Saat hiç çalışmaz gibi gelir kendilerine. Kısalacağını düşündükleri yol sanki yol aldıkça uzar gibi olur. Dağlardan ovalara, kayalardan kumlara süren uzun yolculukta hiç ara ve mola verilmez. Kimi zaman nazlı gelin gibi süzülürler humuslu topraklarda. Kimi zaman da bitmiş bir halde görünen yol için aniden şimşek çakar gözleri. Bazen yalçın kayanın kenarından aşağı gözü kapalı düşerek şelale libasını giyer köpüklerinin tüm beyazlığını göstererek. Bir teşekkür nidasıyla mırıldanır, yürek dilindeki güzel dualarıyla şükran tebessümlerini sunar şelaleden kurtulup gölcük olup akmaya başladıklarında.

   Yol aldıkça misafirleri olur yol yatağında. Kimisi geçici konaklayıp katıldığı yerde kalır, kimisi de kendileriyle yolculuğa devam eder. Hangi misafiri olursa olsun her daim beraberce seslenirler koro halinde güzel olanı verene. Gizemli, sırlı, müjdeli nefesleri aldırana ve anları yaşatana… 

   Kendisinden beslenen ağaçların gölgesinde, nimetle buluşan kuşların kanat çırpışında, yüzen balıkların terennümlerinde, yeşil nebatatın tebessümümde, renk renk envai çiçeklerin fısıltısında kıvrım kıvrım süzülerek akar bereketli ovalarda. Temiz halini kirletmeden, berraklığını yitirmeden, arılığını yok etmeden yoluna devam eder tüm kirletip aslını bozup özünü silmek isteyenlere aldırmadan. Verilenleri koruma noktasında hassastır ve dikkat eder. Karalaşmamak için mücadele eder. Üzerindeki beyaz elbiseye siyah noktaların yer almaması için de özen gösterir. Tüm gücüyle karalaşmamak için mücadele eder. Üzerindeki beyaz elbiseye siyah noktaların yer almaması için de özen gösterir. Tüm enerjisini kullanır bu mücadelesinde.  Yatağının kenarlarından gelen, istemediği halde zorla dışarıdan dahil olan pis sularla başı dertte olmasına aldırmaz. Özüne zarar vermeden aktığı yatağının dışına atmak ya da içinde yok etmek bilinciyle davranır. Karamsar ve ümitsizliğe kapılmaz. Hayal kırıklığına uğramaz. Her olumsuzluğun imtihan olduğunu bilir ve davranması gerektiği gibi davranır. Kendi dışındaki damlalara da kendisi gibi olmalarını öğütler. Sıkıntıların deryaya ulaşıncaya kadar devam edeceğini her daim hatırlatır. Kazanabilmenin, başarılı mutlu sona ulaşabilmenin elzem şartı azmi kaybetmemek, sabır libasını çıkarmamak, verilen nimetlerin değerini kavramak, nimeti ve vereni unutmamak olduğunu sürekli vurgular ki birliktelikleri bozulmasın, parçalanıp yok olup kurumasınlar diye…

   Yolculuğunda, damlaların katılımlarıyla, önce çay, dere, ırmak oldu. Hiç farkına varmadan nehir olup çıktı deryaya yaklaştıkça. Nice setlerden geçti. Yolunu kesen nice sert ve yalçın kayalarla mücadele etti. Dağların kıvrımlarında, ovaların düzlüğünde, yerleşim alanlarından geçerken karşılaştığı hiçbir olumsuzlukla tanışmadı. Özellikle büyük kentlerin sıkıntılarını çözmekte zorlansa bile yılmadı, bıkmadı, deryaya ulaşma azminden vazgeçmedi. Kendisini, kendisi yapan değerlerini bir an bile olsun yüreğinden silmedi. Canını, nefesini koruduğu gibi sahiplendi. Halleriyle hallendi.

   Nehir, kalbini öldürenlere kapısını hiç açmadı. Diriltici ve besleyici olanlara değer verdi. Sadrını gündüz güneşe, gece de aya açtı her nefesinde. Kendisiyle beraber yolunda yürümek isteyen kirlilere hiç yüz vermedi, temizleyerek yatağının kenarına atıverdi her daim. Doğmadan önce kalbine nakşedilenlerin gereğini yaptı akıp giden yolculuğunda. İnancının gereğini uyguladı alnı açık olarak kavuşması gerekene kavuşabilmesi için..

Prensipli ve ilkeliydi. Ümitliydi. Kınayanların kınamasından, kirletmek isteyenlerin gücünden korkmuyordu. Kalbin sahibiyle hep beraberdi. Bir an bile olsa zihninden ve kalbinden çıkarmamıştı. Dürüst, doğru olanlarla dost oldu.  Yüzlerinde birden fazla maske olanlardan gücü nispetinde uzaklaştı. Ateşken kaçarcasına kaçtı kirleterek özünü süngerleştirmek isteyenlerden. Nehirlik vasfını yitirmemek, şifalı zerrelerini zehirle doldurmamak, faydalı halini zarar verene dönüştürmemek, kimliğini ve aslını korumak, mutlu sonuca ulaşmak için de gayret üstü gayret göstermekten hiç kaçınmadı. İradesini, güzel davranışların tercihinde kullandı. Zihninde, üzerinde aktığı toprağın altındaki halini düşünerek kavuşacağı nimetlerle doldurdu her düşünüşünde…

   Rüzgarla dost oldu. Yağmurla canan oldu. Geceyle, gündüzle yoldaş oldu. Güneşle, ayla, yıldızlarla can oldu.  Ağaçlarla, çiçeklerle, içinde yüzenlerle, üzerinde kanat çırpanlarla muhabbet etti. Aydınlıkta da, karanlıkta da sesini hiç kısmadı. Yüksek perdeden çağıldamasına devam etti dinleyenlere şifa olması niyetiyle…

   Günler, aylar, yıllar geçti gitti. Belirlenen nefesler de sınıra yaklaştı. Hazan mevsimindeki gibi ömür ağacının yaprakları dalından düşmeye başladı ki o an deryaya kavuştuğu andır. Huzur iklimine adım attığı andır. Sürekli attığı kulaçların ödülle mükafatlandırıldığı andır.

   Her hale sabretti. Şükretti. Ve dua etti. Sonsuz deryaya kavuşarak nehirlik elbisesini üzerinden çıkardı. Aslı elbisesini giyerek deryalaştı. Huzurluydu, mutluydu. Sevinçliydi…

   Bizler de, ömür nehrimizin yolculuğunda, huzura kavuşturan kulaçlar atabiliyoruz değil mi?

Okumaya Devam Edin
süpertotobet süpertotobet giriş betmatik giriş tipobet bedava slot casino siteleri bonus veren siteler slot oyna mariobet bahis siteleri 2022 betist https://matiksavar.com/ güvenilir bahis siteleri canlı bahis siteleri