Bizimle iletişime geçin

Sağlık

Hakkımı helal etmiyorum!

Opr. Dr. Coşkun Kaya

tarihinde

yayınlandı

Yaklaşık 1 yıldır bu köşeden siz değerli okurlarımıza üroloji hakkında bildiklerimi paylaşmaya çalışıyorum. Umarım bu paylaştıklarımız bir nebze de olsa katkıda bulunmuştur. Bu ayki yazımızın konusunu önceden hazırlamıştım ama günümüzde yaşadığımız önceden salgın denilen şu an artık kırım denilebilecek COVID-19 kırımı hakkında bir şeylerin zamanının geldiğini düşünüyorum.

1. yaşını kutlamak üzere COVID-19 hakkında bildiklerimiz gerçekten çok sınırlı. Birçoğumuz bu hastalığı önce grip olarak başlayan sonra zatürreye dönüşen bir hastalık olarak görebilir. Fakat artık net olarak anlaşıldı ki bu illet sadece akciğerleri tutan bir hastalık değildir. Bu hastalık tüm vücuttaki damarları tutan hastalıktır. Saç telinden ayak tırnağına kadar tüm vücudu olumsuz etkilediği anlaşılmıştır. Halk olarak belki de sadece zatürre sonrası olan ölümleri biliyoruz. Ama Sağlık Bakanlığı’nın paylaştığı ağır hasta tanımı aslında beyni, akciğeri, kalbi, böbreği, karaciğeri, gözü kısaca tüm organları tutulmuş ve yoğun bakım ihtiyacı olan hastaları kapsamaktadır.

Nasıl 1 yaşınızdaki çocuğunuzun 5, 10, 20 yıl sonra nasıl bir kişiliğe sahip olacağını, hangi okulu bitireceğini, kiminle evleneceğini bilmiyorsak bu hastalığın da iyileşenlerde 1 ay, 1 yıl, 10 yıl sonra nasıl bir etki bırakacağını bilmiyoruz. Ama gözlemlerimiz özellikle akciğerlerde çok ciddi hasarlar bıraktığı, kimi hastaların ölümden kurtulsalar bile oksijen makinesine bağımlı hale geldiği yönündedir. Olası olumsuz etkilerini ise yıllar içinde göreceğiz.

Artık salgın-kırım öyle bir hale geldi ki her ailenin ocağına bir ateş düşer oldu. Mart aylarında tek tük duyduğumuz vakalara şaşırır iken şu an ülkede herkesin bir yakını-tanıdığı-aile ferdi ya yoğun bakımda yatıyor ya yoğun bakımdan servise alınmış yada öldü. Sağlık çalışanları olarak ölüm haberi paylaşmak, ölüm kelimesinin ilk harfini dahi ağzımıza almaktan çekiniriz. Ama ne yazık ki bu süreçte tüm çabalarımıza rağmen bu illete yakalanan hastalarımızın ölüm oranı giderek artmakta.

Tüm bu olumsuz duruma, bilinmeyen  ileri dönem etkilerine, yüksek öldürme özelliğine rağmen aslında bu hastalıktan korunmak oldukça basit. MASKE-MESAFE-HİJYEN. Bu kadar basit. Hala maske takmayan, maskeyi artık avret yerimiz kabul edilmesi gereken ağız ve burnumuz dışında her yeri kapsayacak şekilde takan sorumsuz kişiler yüzünden bu hastalığın yayılmasının önüne ne yazık ki geçemiyoruz. Kişisel gözlemlerimden şunu da söyleyebilirim ki yukarıdaki 3 kurala HASTAYSAN veya TEMAS ETTİYSEN HABER VER kuralını da eklemeliyiz. Kişisel kaygılarımız nedeniyle bu kadar önemli bir durumu saklamak, ayaktan atlatmaya çalışmak, temas ettiysek kendini izole etmeden yaşamaya devam etmek resmen insanlık suçudur. Hiç bir şikayeti olmayıp yüzlerce kişiye bu hastalığı bulaştıran kişiler yüzünden tüm bu zorlu süreci yaşamak zorunda kalıyoruz.

Maske takmayan, mesafesine dikkat etmeyen, semptom gösterip gizleyen, temas ettiği kişileri filyasyon ekibine tam olarak aktarmayan, beraber vakit geçirdiği sonradan pozitif çıktığını duyduğu arkadaşına rağmen kendini izole etmeyen, devletin belirlemiş olduğu tüm yasaklara uymayan ve üstüne üstlük marketteki kasiyere, lokantadaki garsona, servisteki şoföre, çalışma odasındaki diğer arkadaşına, köy kahvesindeki hemşehrisine hastalığı bulaştırmaya devam eden; sonra da hasta olup mecbur kalıp hastaneye başvuran-yatan, bu esnada hastanedeki sağlık çalışanlarına bu hastalığın bulaşmasına neden olup hatta ölümlerine neden olan kişilere HAKKIMI HELAL ETMİYORUM!..

Bugün siz bu basit bez parçasını takmaktan itina eder iken sağlık çalışanları o bezin 10 kat sıkılığında burunlarında sürtünmeye bağlı yara çıkmasına neden olan maskelerle, sırılsıklam terlemelerine neden olan tulumlarla saatlerce çalışmak zorunda kalmaktadırlar. Evet, biz bu mesleği zorluklarını bile bile seçtik. Ama biz bu mesleği sizin bu umursamaz tavırlarınızdan dolayı kaynaklanan salgınlarla mücadele etmek için seçmedik. Bugün size rağmen hala yoğun bakım hemşiresinin gözünde düşmanıyla boğaz boğaza çarpan ecdadımızın gücünün kuvvetinin enerjisini görebilirsiniz. İşte bu güç ve enerji ile hala sağlık sistemi ayakta kalabilmiştir.

Kısacası umursamaz, vurdumduymaz tavırları ile yaşamaya devam eden, devletimizce konulan yasaklara uymayan, gönüllü izolasyon (mecbur kalmadıkça dışarı çıkmama) yapmayan sonra da hasta olup hastaneye başvuran, yatan, tedavi gören bu esnada yemek dağıtan personelden, başhekimine kadar bu hastalığa yakalanmalarına neden olan kişilere verdiğim sağlık hizmetlerimi HELAL ETMİYORUM!

Okumaya Devam Edin