Adalet Terazisi

Hukuk ve sanat bağlamında Mustafa Kemal Atatürk

tarihinde

yayınlandı

Hukuk ve sanat insanların en temel ihtiyaçlarından olup, bir ‘birey’ olarak insanın kendisini özgürce geliştirmesi ve güvenlik içinde huzurlu ve mutlu yaşamaları için, ‘siyasal güç’ tarafından özenle gözetilip sürekli teşvik ve desteklenmesi gereken bilim dallarıdır. Hukuk, bu ortak destek dışında, ayrıca sanat hak ve özgürlüğünü korumak ödeviyle teçhiz edilmiştir. Bunun nedeni, sanatın bireysel meslek olma niteliği dışında, çalışma biçim, araç ve metotlarının da evrensel olması, tıpkı onur kavramı gibi üreten insandan bağımsızlaşıp eserlerin insanlığa hasredilmesi özelliğindendir. Sanatın amaç ve en temel niteliği olan özgürce yaratma, toplumsal denetim ve gelecek nesillerin estetik beslenme tasarım ödevi gereği, yaratılan eserlerin mali ve fikri telif hakları kadar, bu alanda çalışanların da gem düşünce özgürlüğü hem çalışma koşul ve teminatları açısından özgürlük ve güvenlik kaygısı taşımaması gerekir.

Hukuk ve Sanat bağlamını Ulu Önder Mustafa Kemal’e bağlı kalarak anlatmayı tercih ediyorum. O öyle bir deha ki; ülkenin zor günlerinde bile sanatın kendisi için ne denli önemli olduğunu bilir ve böyle insanlara aksettirirdi. Tabi ki  sadece kendisi değil yanında bulunan ve kendisine güvenen, inanan yoldaşları da sanat yolunun ne kadar değerli olduğunu bilmekteydi. Ona güvenen herkes bu inancı taşımaya devam ediyor.  

Cumhuriyet’in temel harcını koyan bu insanlarla Mustafa Kemal arasında oluşan bu güven ve dayanışma paha biçilmez bir zenginlikti. Belki bu yüzden de Ulu Önder dünyada başka hiçbir devrimcinin girişemeyeceği boyutta değişimleri inanılmaz kısa sürede yaşama geçirmeyi başardı. Kıyafet Devrimi, Harf Devrimi, Medeni Kanun, Anayasa bu inanılmaz atılımın ilk akla gelen öğeleri oldu. Zaten Mustafa Kemal her kararını, her eylemini, her devrimini de kurduğu mecliste halkın temsilcileriyle tartışarak, oylayarak, demokratik olarak kabul ettirerek gerçekleştirdi. 2. Cumhuriyetçilerin iddia ettiği gibi hiçbir atılım tepeden inme ve zorlamayla olmadı.

“Atatürk’ün sanata ve resme olan ilgisi öğrencilik yıllarına dayanır. Bunu Lord Kinross’un kitabından öğreniyoruz. Atatürk, bir hafta sonu Büyükada’da dinlenirken dostu olan Ali Fuad’a;

“Fuad, eğer matematiğin üzerinde durduğum kadar şiir ve resmin üzerinde dursaydım, Harbiye’de dört duvar arasında kapanıp kalmazdım. Mehtaplı gecede okuldan kaçıp buraya gelir ve şiir yazardım. Sabahleyin ortalık aydınlanır aydınlanmaz da resim yapmaya başlardım”

Lord Kinross’un kitabından yaptığımız bu alıntı, Mustafa Kemal’in her şeyden önce bir birey olarak sanata ne kadar yakın durduğunu bize en iyi anlatan verilerden biridir. M. Kemal içinden çıktığı Osmanlı İmparatorluğu’nun düşüş nedenleri arasında kültürel temele dayalı olanları çok iyi görmüştür. 

M. Kemal her şeyden önce büyük bir asker, devlet adamı, diplomat olmanın ötesinde, büyük bir kültür devrimcisi ve gerçek medeni bir ‘rafine sanatsever’, mükemmelliyete erişmiş bir ‘Aydınlanma Dehası’dır. Hayatının her noktası ve vücudunun her zerresiyle Atatürk ömrü boyunca her fırsatta sanata ve sanatçıya yakınlığını en açık şekilde ortaya koymuştur. 1919’da Ankara’da yerleştiği bağ köşkünün oturma odasında Molteke’nin alçıdan bir büstü ve Bonaparte’ın aynı büyüklükte yarım bir heykeli vardır. Kendisi cephede bile her fırsatta Alphonse Daudet, Rousseau ve Tevfik Fikret gibi birçok Türk ve yabancı yazarı okuyacak kadar kendini edebiyatla ve kitaplarla geliştirmeye açık tutmuştur. Ayrıca, hangi zor şartlar içinde yaşarsa yaşasın, Mustafa Kemal daima bulunduğu ortamın en şık giyinen insanı olmuştur. Adeta bir moda tasarımcısı veya bir karizmatik manken gibi iddialı ve temiz giysilerini taşır.

Oldukça tutucu bir yapıda olan o günkü toplum yapısını çağdaşlaştırmaya gayret ettiği günlerde, ilk meclisinde bir hoca mebus “Bu asri kelimesi ne demektir?” diye sorunca, reis yerinde bulunan Mustafa Kemal “Adam olmak demektir hocam, adam olmak” der.

 “Sinema, dünyanın en uzak köşelerinde oturan insanların birbirlerini tanımalarını, sevmelerini temin edecektir. Sinema ve tiyatro, insanlar arasındaki görüş ve düşünüş farklarını silmesini bilir”

Cumhuriyet’in kurulduğu yıl, 1923’de Bursa’da yaptığı bir konuşmada, kelimelerin üstüne basa basa heykelin ülkenin sanatla olan ilişkisindeki yerini vurgulamış, dinimizin canlı tasvir yapmaya ve heykel dikmeye karşı olduğunu öne sürenlerin yanılgı içinde bulunduğunu vurgulamıştır:

“Dünyada medeni, ileri ve olgun olmak isteyen herhangi bir ulus, mutlaka heykel yapacak ve heykeltraş yetiştirecektir. Anıtların şuraya buraya tarihi anılar olarak dikilmesinin dine aykırı olduğunu iddia edenler, din hükümlerini gerektiği gibi araştırıp incelememiş olanlardır. Bir ulus ki resim yapmaz, bir ulus ki heykel yapmaz, fennin gerektirdiği şeyleri yapmaz, itiraf etmeli o ulusun ilerleme yolunda yeri yoktur. Halbuki ulusumuz, gerçek araçlarıyla ve ileri olmaya layıktır ve olacaktır” tezini büyük bir ustalık ve ciddiyetle ortaya koyan Atatürk, fikir hareketlerini sistemleştirmiş ve sanatı başlıca görevleri arasına almıştır.

Tutuculuğu yenmek için kendi karizmatik görüntüsünü “kullanıma açmaya” izin verecekse, bu fazlasıyla değer ve “amacına hizmet eden” bir ödündür! 

Umalım ki 21. yüzyıldan itibaren bu ülke, artık geçen yüzyılda başaramadıklarının acısını içinde taşıyarak sanata hizmet etmeyi gerçek anlamda içinde hissederek sorumluluk alan yeni devlet adamlarıyla tanışsın.

Dünyaya her zaman eleştirel yaklaşan sanatçılar, toplumda fikirlerin çeşitliliğini sağlayarak insanların serbestçe tartışabildiği ortamlar sunarlar. Olaylara nesnel ve eleştirel yaklaşılan toplumlarda hukukun adaletten, özgürlükten ve demokrasiden yoksun olması düşünülemez. 

Böyle bir yazı yazmamın ve araştırma yapmamın sebebi; Ulu Önder’imiz Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatındaki sanatsal ve hukuksal dokunuşlara dikkat çekmekti. Bunun için birden fazla yazı okudum ve  derlemeler gerçekleştirdim.Bütün yazıların ortak düşüncesi hep aynıydı. Şöyle ki;

Ulu Önderi’mizin hayatının her anında sanatın ve hukukun gücüne inandığını söylemek abartı olmayacaktır. 

Görüldüğü üzere sanat hukuktan, hukuk sanattan ilham alır ve her ne kadar uzak görünseler de bu iki kavram birbirinden ayrı düşünülemez.

Copyright © 2019 Eskişehir Objektif, powered by WordPress. made by BMCW