Kalemden Damlalar

Kalpleri tırmıklamak

tarihinde

yayınlandı

Yolların yolcusu olduğumuzda, sağı-solu ovalarla kaplı olan arzın parçalarında, yeni yeni varlığını kanıtlamayan çalışan filizleri görmek, insanı derin alemlere doğru düşünmeye yönlendiriyor.

Toprağın üzerini kaplayan yeşil örtünün bazı kesimlerinde, diğer komşuları ile bağlantının kopmasına sebep nadas arazileridir. Kendi durumlarının mahcubiyetinden saklanmak isteseler de gözün mercek alanının kapsamından kurtulamıyorlar.

Nadasa bırakılan arazi yorgundur. Heybetli görünmesine rağmen bitkindir. Aşırı derecede yorgundur. Gücünü toplaması, bol ürün vermesi için kızağa çekilendir. Dinlendirilmeye alınandır. Kendi görüntüsünü bozacak, rahatsız edecek olanlar tarafından kuşatılandır.

Beklenileni veremeyen, umutlarını suyun derinliklerine indirerek yitirilmesine neden olandır nadas tarla. Dışı hoş, içi boş olandır. Ayrık otları, alanının her hücresinin zerresine kadar ince kökleriyle sardığından, virüslerle mücadele azmini, gücünü yitiren, her şeyi boş vererek oluruna bırakandır.

Yolculuk, yüzeyden zirvelere doğru tırmandıkça, yükseklerdeki can toprakları görmenin zevki, mutluluğu bir başka olsa gerek. Can toprakların melül melül bakan gözlerini, damla damla sızı olarak akan gözyaşlarını, üzüntü ve kederden sararan çehresini, üzerinde taşıdıklarının gövdeleriyle varlık gösterisinde bulunduklarını üzüntüyle görür, hisseder, düşünce deryasına dalıp gideriz.

Sürülen, işlenen iken atıl bir duruma düşmenin burukluğunu yaşayan yala türabının, iç aleminin fotoğrafını iyi çekmek gerekir. Fotoğraf iyi çekilmezse, yansıması olumsuz olacağından, yapılanların hiçbir değeri görülmeyecek, bilinmeyecek, kıymet verilmeyecektir.

Meralıktan zorla uzaklaştırılan humuslu toprak, üzerinde gezi yapan zerreciklere, ikamet için izin isteyen meşe pelitlerine gösterdiği ev sahipliğinin sonucunda, verimli yaylalıktan çıkıp koruluk elbisesini giymesi, durumun korkunçluğunu gözler önüne sermektedir.

Özümüz olan toprağımızın nadasa bırakılıp bırakılmadığını, humusluluk özelliğini yitirip yitirmediğini hiç düşündük mü?

Eğer iç alemimizde, yaptığımız her davranışın, fiilin, eylemin, aldığımız her kararın, uyguladığımız her faaliyetin sonucunda, temel ilkelerimize uygun olup olmadığı konusunda analiz yapamıyorsak, hak hukuk hanesine olumlu bir şey kaydedemiyorsak, gerçek sevdaları yaşayamıyorsak, gönül toprağımız nadasa bırakılmış ya da humusluluktan çoraklığa dönüş yapmış demektir.

Çoraklaşan kalplerimizin, külleşen gönüllerimizin, dumura uğrayan beynimizin, sararan çehremizin aslına döne bilmesi, yitirdiklerine kavuşabilmesi, hak pulluğu ile sürülmesiyle mümkündür.

Sürülen toprağımızın, ayrık otlarından ayıklanarak, bol, kalıcı ürün veren hale gelebilmesi için kesinlikle tırmıklanması, elekten geçirilmesi şarttır.

Kalpler sevda suyuyla sulanmalı ki, çoraklıktan kurtulsun. Gönüllerdeki güller saba rüzgarıyla savrulmalı ki, için için yanan közler narını yansıtsın.

Beynimiz, meşveret güneşinin ışınlarıyla gıda almalı ki, atıllıktan kurtulsun. Çehremiz hayat suyuyla yıkanmalı ki, gerçek pak yönü görünürlerde görünsün.

Kendi ruh toprağımızın halinin nasıl olduğunu hiç düşünebildik mi?

Copyright © 2019 Eskişehir Objektif, powered by WordPress. made by BMCW